DERGİ

Babadan Oğula Gazetecilik

Birisi mesleğe 33 yılını vermiş bir duayen, diğeri ise daha yolun başında. Ankara’da medya camiasının sevilen yüzü duayen foto muhabirlerinden Murat Şahin “Gazetecilik haksızlığa isyan edenlerin mesleğidir. Benim de böyle bir yapım var” diye tanımlıyor işini. Oğuz ise “Meclis basın koridorunda, ellerinde büyüdüğüm gazeteci abilerin, ablaların yanlarında mikrofon tutup, yayın yapıyor olmak, muhteşem bir duygu” sözleriyle aktarıyor baba mesleğini seçmiş olmanın gururunu..

Röportaj: Hamza ŞAHİN

Fotoğraflar: Arif AKDOĞAN

 

Hamza Şahin - Mesleğe nasıl başladığının öyküsüyle başlayalım istersen?

Murat Şahin - O dönemde Anka Ajansı'nın en cevval muhabirlerinden eniştem Zekai Durmuş bu mesleğe adım atmama vesile oldu. 1983 yılında Mak Ajans'ta rahmetli Nursal Tekin'in yanında magazin muhabiri olarak işe başladım. Gazinoların pırıltılı neon ışıkları beni de cezbetti. O dönemlerde paparazilik pek bilinmiyordu ama biz resmen paparaziydik. Kim, nerede, kiminle bizden sorulurdu.

1987 yılına kadar magazin muhabiri yani paparazi olarak o pırıltılı, ışıltılı dünyanın içinde yer aldım. Zaman zaman yaptığımız haberler yüzünden magazin dünyasının karanlık yüzlerinden ölüm tehditleri de aldım. Hatta bir seferinde rahmetli Oya Aydoğan ile ilgili yaptığımız bir haber, bana bayağı sıkıntı yarattı. Mardinli ünlü aşiret reislerinden birisi (ismini vermek istemiyorum) bana ecel terleri döktürdü. 

Mektepli değildim, alaylı olduğum için basın kartımı 24 ayda alabildim. 1987 yılına kadar medya dünyasında magazin muhabiri olarak görev yaptım. Mak Ajans'tan Yeni Asır Gazetesi'nin Ankara bürosuna transfer oldum. Sonra Sabah ve Yeni Asır gazeteleri birleşince Sabah Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Yeni Asır ikinci planda kaldı.

 

HŞ- Siyaset arenasına geçiş nasıl oldu?

MŞ- Bir gün Sabah Gazetesi’ndeki haber müdürü değerli ağabeyim Süha Örtülü, “Bırak bu magazin işlerini, gel seni siyaset muhabir yapalım” dedi. Ben de onun bu teklifine “hayır” diyemedim.

O yıldan itibaren kendimi siyasetin içinde buldum. Hem foto muhabirliği, hem de muhabirlik yaptık o dönemlerde. Çünkü o zamanlar öyleydi, her gazetecinin bir de fotoğraf makinası olurdu. Hem de kendi parasıyla aldığı fotoğraf makinası...

Ankara basınının önemli isimleriyle birlikte çalıştım, rahmetli Abbas Goralı, Yaşar Uçar, Berat Yurdakul ve halen Milliyet Gazetesi'nin parlamentodaki duayeni Mustafa İstemi'den çok şey öğrendim

 

GAZETECİLİK HAKSIZLIĞA İSYAN EDENLERİN MESLEĞİDİR

HŞ- Gazetecilik nedir, şimdi nasıl görüyorsun mesleği?

MŞ- Gazetecilik haksızlığa isyan edenlerin mesleğidir. Benim de böyle bir yapım var. Meslek yaşamım boyunca her nasıl olduysa hep hükümetlere muhalif gazetelerde çalıştım, Biraz şartlar, biraz da habercilik anlayışım herhalde benim bu yolda ilerlememe neden oldu. Yaptığım işten, yapılan yanlışları göstermekten hep keyif aldım.

Şimdi “gazetecilik var mı?” derseniz, maalesef yok. Mevcut gazeteler insanların akşam televizyonlarda izlediği haberleri ertesi gün gazetelere koyuyorlar. Vatandaşı ilgilendiren hiç bir haber yok. Bülten, açıklama ve demeç gazeteciliği var… Başka bir şey açıkçası...

 

KREŞTEN ALIP GETİRDİĞİM MECLİSTE GAZETECİLİK YAPIYOR

HŞ- Oğlunun da senin yolunu takip etmesi, zorunluluktan mı? Armut dibine düşer mi? Nedir işin doğrusu?

MŞ- Gençlik yıllarımda, bir gün evleneceğim, çocuk sahibi olacağım, onu da gazeteciliğe bulaştıracağım hiç aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama oldu işte...

Yıllarca elinden tutup kreşten alarak Meclis’e getirdiğim, oradaki ağabey ve ablalarıyla sandalye yarıştıran oğlum Oğuz, televizyoncu oluverdi. Oğuz'un gazeteci olmasında eğitim sistemindeki çarpıklığın da fazlaca rolü var tabi ki… Öğrenim gördüğü bölüm ile ilgili bir alanda iş bulsaydı şimdi orada kariyer mücadelesi yapacaktı. O imkan olamayınca, biraz da kendi yeteneği ve öz güveni sayesinde baba mesleğini tercih etti.

 

OĞLUM BENİM ÇEKTİĞİM SIKINTILARI YAŞAMASIN DİYE TV MUHABİRİ OLSUN İSTEDİM

HŞ- SEN yazılı basında yer aldın. Oğlunsa kameralar önünde. Bu senin mi yoksa Oğuz’un mu tercihi?

MŞ- Gazeteci olmasına karar verdikten sonra Oğuz'un televizyon muhabiri olmasını ben istedim. Bunda Kanal 24 Parlamento muhabiri Nagehan Akbulut'un da büyük etkisi oldu. 

Nagehan, “Televizyon dünyasında genç, temiz yüzlü erkek muhabirlere ihtiyaç var. Oğuz, TV muhabiri olsun” önerisinde bulundu. Hem onun bu tavsiyesine uydum, hem de benim foto muhabiri olarak  çektiğim sıkıntıları çekmemesi için TV muhabiri olmasını istedim.

Ayrıca medya dünyasında Oğuz gibi iyi yüzlere ve yetenekli gençlere de çok ihtiyaç var.

 

GAZETECİNİN EMEKLİSİ OLMAZ

HŞ- Şimdi nelerle uğraşıyorsun, emekliliğin keyfini mi yaşıyorsun?

MŞ- Ben şimdi ne mi yapıyorum? Bu mesleğe başlayalı 33 yıl olmuş, emekli miyim? Gazetecinin emeklisi olmaz derler, doğruymuş.  Yine gazetecilik mesleğinin içindeyim, kendime ait haber sitesi medyaspot.com ile mesleğin içinde kalmaya çalışıyorum. Ancak, özgün, objektif ve ilkeli habercilik yaptığınız sürece, yani birilerine arkanızı dayamadığınız sürece buradan para kazanmak çok zor. Sadece gündemden uzak kalmayıp, mesleğin içinde olmak için çaba sarf ediyorum.

Bunun dışında Ayaş'ta  küçük bir hobi bahçem var. Orada bağ bahçe işleri ile uğraşıp, arıcılık yapıyorum. Arkadaşlarımla birlikte Türkiye'nin en iyi balını ürettik, üretmeye de devam ediyoruz

 

 

HŞ- Bizim meslekte insan çok şey yaşıyor. Bir araya gelince de dökülürüz hep birlikte. Son olarak 33 yılda aklında kalan ne hikayeler vardır elbette. Birini de şimdi paylaşsan olur mu?

MŞ- Bu meslekte herkesin bir anısı, unutamadığı, anlatıldığında arkadaşlarını güldüren anıları var tabi ki. 

Ben, Yeni Asır’dayım, Tarık Aktuğ da Sabah Gazetesi Ankara Bürosu’nda magazin muhabiriyidi.  Ankara'ya gelen sanatçılarla röportajlar yapardık. Nazan Şoray, Ankara'da bir gazinoda programa geldi. Tarık, İstanbul'dan geldiği için iyi tanışıyorlar. Benimse çömez dönemlerim. O dönemlerde kulaklarımda da sıkıntı var, kulak ameliyatı olma aşamasındayım.

Lafı fazla uzatmayayım, Nazan Şoray’ı aradık, randevu alıp oteline gittik. Nazan Şoray ve Tarık Aktuğ sohbet ederken, ben de mekan ve makina ayarı yapmakla meşguldüm. Bütün dikkatimi elimdeki işe vermişim. O arada Nazan Şoray, Tarık Aktuğ’a hangi gazetede çalıştığını sormuş. Ardından da bana tabi. Hem konuşulanlara dikkat etmediğim hem de kulakta sorun olunca, ben soruyu tam anlamadığım için, "Ben de Sivaslıyım" cevabını verdim. Tarık ve Nazan Şoray, önce bir yüzüme baktılar ardından da kahkahayı bastılar. 

Bir de Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Güniz Sokak önü var; O dönemde her daim olduğu gibi siyaset dünyası çok hareketli. Demirel, bir konuta, bir Güniz Sokak’taki evine gidip geliyor, biz de tabii peşinden. Bir gün gazeteden araba almak yerine kendi arabamla takip ettim. Yine Güniz Sokak’tan konuta gidilecek, Demirel evinden çıktı herkes arabasına koştu, tabi ben de koştum. Hemen ön tarafa geçtim oturdum, ama bir baktım şoför yok. Biraz bekledikten sonra aracın kendi aracım olduğunu hatırladım. Hemen şoför koltuğuna atladım ama iş işten geçmiş, konvoyu kaçırmıştım...

 

SOKAKTA OYNAYARAK BÜYÜYEN SON NESLİN TEMSİLCİLERİYİZ 

Hamza Şahin - Oğuz, biraz da seni tanıyalım…

Murat Şahin- 1989 yılının Temmuz ayında Ankara’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise derken sıra geldi hayatın kapısını aralayan üniversite yıllarına. Hepimiz Ankara’da bir üniversite beklerken, puanım da yüksek olmasına rağmen,  kendimizi Ordu-Ünye’de bulduk. Pişman da olmadım açıkçası. Ünye İlçesi’nde dolu dolu dört yıl geçirdim ve İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldum.  

Kendime göre çok renkli bir çocukluk dönemi geçirdim. “Şunu yapamadım, içimde kaldı” dediğim bir şey olmadı doğrusu. Doksanlı yılların, yani sokakta oynayarak büyüyen son neslin temsilcilerinden olduğum için hep iyi arkadaşlıklarım oldu.

 

BABAMLA YAPTIĞIM TELEFON KONUŞMASI HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ

HŞ- Senin gazeteciliği tercih etmen koşulların zorlamasıyla olmuş galiba…

OŞ- Tabi Üniversite okurken aklımda baba mesleği hiç yoktu. Her İİBF öğrencisi gibi ben de ya memurluk ya da bir bankada herhangi bir pozisyon düşledim. Sonra vites yükseltip soruları ve cevapları yıllarca birileri tarafından bilinen!! meşhuuur KPSS’ye hazırlanmaya başladım. Gözümü müfettişliğe dikmiştim. Sınava girdiğim sene kopya skandalı patlak verince soğudum belki de... İstediğim puanı alamayınca yeni arayışlara girdim… Ve bir gün babam “Kanal 24’tekilerle konuştum, pazartesi staja başlıyorsun” dedi. İşte o cümle gerçek anlamda hayatımı değiştirdi.

2012 Şubatı idi 24 TV’nin kapısından ilk girdiğimde. Babam o dönem Star Gazetesi’nde

çalışıyordu. İki kurum aynı binada olduğu için işe birlikte gidip geliyorduk. Gazeteciliğin,

haberciliğin, ne olduğunu orada öğrendim. Babamdan az çok biliyordum ama içine girince

mesleğin zorluklarını daha yakından gördüm ama her şeye rağmen bu işi gerçekten çok sevdim. Altı aydan daha uzun bir süre geçirdim 24 TV’de, o dönemki haber müdürü Melik Yiğitel ve editör İlker Taşkın başta olmak üzere hem muhabirler hem de kameramanlar bana hep çok yakın davrandı. Tabi bu duruma babamın etkisi çok büyüktü. Büroda kendime kıdemli stajyer demeye başlamışken, biraz da işi öğrenmenin verdiği özgüvenle ve tabi ki babamın desteğiyle İhlas Haber Ajansı’na gittim, yine stajyer olarak. Orada çok kısa bir süre bulundum ama eskimeyen arkadaşlıklar edindim. İHA’da kısa süreli kalmamın nedeni ise Diyanet TV’nin muhabir arıyor olmasıydı. 24 TV editörü İlker Taşkın aradı ve beni bir dönem NTV’nin en iyi muhabirlerinden biriyle, Ahmet Erhan Çelik ile tanıştırdı.

 

KENDİ CÜMLELERİNİZİ EKRANDA DUYMAK ÇOK FARKLI BİR DUYGU

HŞ- Kamera arkasında başladın ama sonra ekranların genç yüzü oldun değil mi?

OŞ- Ben işe muhabir olarak girdim ama kendimi bir anda sunucu pozisyonunda buldum. İlk kez elime mikrofon alıp anons çektim, kendi cümlelerimi ekranda duydum bu gerçekten çok farklı bir duygu. Diyanet TV ismi aslında ilk bakışta biraz ilginç gelse de bugüne gelmemde çok önemli bir basamak. Sonra araya askerlik girdi ve vatani görevimi yapmak için mesleğe ara verdim. Ancak askere giderken verilen sözler döndüğümde tutulmadı. Elinde az bir birikimi olan, bunu mesleki anlamda söylüyorum, yeni yetme tabir edilen bir muhabirdim. Yine babamın desteği yetişti imdadıma. Beni bir kurumda işe başlatmadı ama yoluma ışık tuttu. Ve o yol yeniden 24 TV’ye çıktı. O dönem ki editör Ümit Çetin’in vasıtasıyla Beyaz TV maceram başladı. Haber Müdürü Murat Erçin ve Editör Ayşen Yükler ile tanıştım. Beyaz TV’de Prime Time haberciliğin parıltılı dünyasına girdim. Beyaz TV, 15 ay içinde

bana çok şey öğretti. Öyle ki bana kattıkları, bir zamanlar stajyer olarak kapısından içeri girdiğim 24 TV’ye muhabir olarak dönmemi sağladı. Ve o gün mesleğe yeniden ama bu defa daha profesyonel olarak adım attım, çünkü sarı basın kartı girişim yapıldı. O an benim için unutulmazdır. 24 TV’de bir yıldan fazla çalıştıktan sonra bir kez daha Beyaz TV’nin kapısında buldum kendimi.

 

MECLİS KULİSLERİNDE KOŞTURAN ÇOCUKTUM, O ZAMANKİ ABİ VE ABLALARIMLA MİKROFON TUTUYORUM

HŞ- Babanın arkadaşlarıyla yan yana çalışmak nasıl bir duygu?

OŞ- Şimdi, elinde basın kartı olan, bir zamanlar babasının elinden tutup Meclis basın kulisinde koşturan çocuk, elinde büyüdüğü abi, ablalarının yanında mikrofon tutup, yayın yapıyor. İşte bu gerçekten kendi adıma inanılmaz bir duygu. Hala öğrenmeye devam ediyorum. Bu meslekte tecrübe her şey olmasa da çok şey demek, o yüzden kendime göre en iyi olanları gözlemlemeye devam ediyorum.

 

“BABAMIN ADININ ARKASINA HİÇ SIĞINMADIM”

HŞ- Babanın isminin arkasına sığındın mı hiç?

OŞ- Hayır. 5 yıllık Gazetecilik maceramda babam hep bir adım arkamda durdu. Bir adım önüme geçip çıkan engelleri yıkmak yerine arkamda durup bana destek olmayı tercih etti. Ve bugün Ankara piyasasında babamı yıllarca tanıyan insanlar bile benim onun oğlu olduğumu bilmez. Çünkü ben Murat Şahin’in oğlu Oğuz dedirtmek yerine, sadece Oğuz Şahin olmayı tercih ettim.

 

HŞ- Babanın yeni nesil gazetecilik anlayışına itirazı var. Sen ne diyorsun?

OŞ- Babam eski gazetecidir. Görülmeyeni görmek onun işi. Biz yeni neslin işiyse herkesin

gördüğünü farklı sunmak. Murat Şahin, Ankara basınında bir markadır. Bu yüzden bu

yolda yürürken çok dikkatli olmak zorundayım. Yılların eskitemediği, adını silemediği kişiye

tek kötü söz söyletmemem lazım.

 

YAPTIĞIM HABERLERİ BABAM MESLEKİ, ANNEM İZLEYİCİ OLARAK ELEŞTİRİ

HŞ- İşinde babanın görüşlerine başvuruyor musun?

OŞ- Beni televizyon ekranında görmek eminim ki babamı çok heyecanlandırıyor. Şimdilerde o eski heyecanı kalmadı hatta bitti diyebiliriz çünkü görmekten sıkıldı. Ama yine de yaptığım özel haberleri babama ve anneme izletirim. Babam mesleki açıdan eleştirir, (hem de iyi eleştirir) annem ise bir izleyici olarak eleştirir. Yaptığım haberleri bu yüzden ikisine de izletmeye çalışırım.

 

 

ONLINE BAŞVURU

Kategori

Fotoğraf Alt Yazısı

Çalıştığı Kurum

Fotoğrafınızı yükleyiniz

*jpeg

ÜYE GİRİŞİ

E-mail

Parola

Şifremi Unuttum

ÜYE OLMAK İÇİN BİLGİLERİ DOLDURUNUZ

Ad

Soyad

Çalıştığı Kurum

Telefon

E-mail

Parola