DERGİ

MESLEKİ AÇIDAN UZATMALARI OYNUYORUZ

Atilla Türker

 

Röportaj: Arif Akdoğan

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından düzenlenen 2017 yılın basın fotoğrafları yarışmasında, Spor Toto Spor Fotoğrafları dalında jüri üyeliği yapan Atilla Türker ile spor muhabirliğinin içinde bulunduğu durumu ve geleceğini konuştuk. Spor camiasının ustaları arasında yer alan ve halen HaberTürk Gazetesi’nde spor yazarlığı yapan Türker, spor muhabirliğinin geleceği açısından biraz karamsar olsa da umudunu yitirmiş değil. 

 

Elinizde makine olduğu o günleri özlüyor musunuz?

Geçmiş hiç özlenmez mi! Çok özlüyorum. Gerçek anlamda gazeteciliği o günlerde yaptık. Haber peşinde inanılmaz bir koşuşturmaca içindeydik. 34 yıldır spor muhabirliği yapıyorum, 34 yılın 27 yılı Ankara’da geçti. Düşünüyorum da, inanılmaz bir heyecan ve enerji varmış bizlerde. Tek sütun haber atladığımız zaman geceleri uyuyamazdık. Kaliteli bir fotoğrafı çekemediğimiz zaman suratımız beş karış olurdu. Kendi adıma iyi mi yaptım kötü mü yaptım tam bilemiyorum ama gazetecilik mesleğine hayatımı adadım.

 

Sizi Ankara’dan İstanbul’a götüren bir neden var mı?

50 yaşında Ankara'dan İstanbul'a taşındım. Ankara'da bazı olumsuz etkenler beni her geçen gün geriye götürüyordu. Başarı, huzur ve mutluluk için radikal bir karar alarak İstanbul'a taşındım. Gayet mutlu ve huzurluyum. Ama bir itirafta bulunayım. Geçmişteki gazetecilik artık kalmadı. Günümüzde kopyala yapıştır usulü gazetecilik yapılıyor. Haliyle ne rekabet kaldı, ne muhabirlik, ne de yazarlık.

 

Sizin döneminizde foto muhabirlerinin çalışma koşulları nasıldı?

Hep şunu söylerim. Bizim nesil, talihli bir nesil. Her konuda yokluğu da gördük, varlığı da... Objektif bulmakta falan büyük sıkıntı çektik. O günkü şartlarda her şey çok pahalıydı. En azından bizim gücümüz yoktu. Yurt dışından ve hatta şehir dışından tek bir kare fotoğraf geçebilmek için 3-4 çanta ile yollara koyulurduk. O zamanlar şimdiki gibi dijital ortam olmadığı için, film banyosunun yanı sıra her türlü alet-edevatı da yanımızda taşırdık. Telefon hatları o günkü şartlarda hep kötü olurdu. Keza fotoğraf geçmeye çalıştığımız makineler de... O bir kare film, insanın ömrünü azaltacak derecede ağır geçerdi.

20-30 yıl öncesi ile ilgili başka bir bilgi vereyim. Çekilen filmler, uçağa binecek yolculara verilirdi. Havaalanında İstanbul'a gidecek bir yolcu bulunur, kendisinden iş ve ev telefonu alınırdı. “İstanbul'da sizi bir arkadaşımız karşılayacak” denirdi. İlginçtir ve güzeldir, hemen her yolcu bu filmi alırdı. O yıllarda insanlarımız arasında inanılmaz bir güven vardı.

 

Yurt dışı görevlerindeki izlenimlerini de anlatır mısın?

Futbolda çok sayıda Dünya ve Avrupa şampiyonasının yanı sıra olimpiyatları da yerinde izlemenin mutluluğunu yaşadım. Güney Kore ve Japonya'da yapılan 2002 Dünya Kupası sırasında saha içindeki rekabet o günlerde bana çok ilginç gelmişti. Foto muhabirleri saha kenarında en iyi yeri alabilmek için 8-10 saat önce statta beklemeye başlıyorlardı. Yanılmıyorsam o süreçte dijital sisteme yeni geçilmişti. Saha içinde fotoğraf çeken uluslararası ajanslardaki her bir foto muhabiri, yanındaki bir görevliye filmi hemen veriyordu. Ama şöyle ki... Bu görevli 100 metre yarışında start alan sporcu gibi elleri ve dizleri yerde pür dikkat bekliyordu. Nitekim bu görevli, foto muhabirinin her 5 dakikada bir verdiği disketi alır almaz müthiş bir deparla saha kenarındaki diğer görevlilere ulaştırıyordu. Demem o ki foto muhabirliğinde rekabet hep inanılmaz boyutlardaydı.

 

İSTİHDAM ÇOK AZALDI

 

Ankara takımlarının takibini nasıl yapardınız?

Ankaragücü ya da Gençlerbirliği'nin Konya ya da Kayseri'deki bir maçına bazen 4-5 kişi giderdik. Şimdi nerelere geldik, günümüzde milli maç için 1 kişi zor gönderiliyor. Tüm gazetelerde ve televizyonlarda durum hiç iç açıcı değil. Her türlü kritik göreve her kurumdan sadece 1 kişi görevlendiriliyor. 4 büyük takım muhabirliği için de bu geçerli... Fotoğraflar ve haberler genelde ajanslardan sağlanıyor.

 

Geçmiş yıllarda yapılan spor foto muhabirliği ile ilgili biraz daha bilgi verir misin?

Bazı işler daha titiz yapılırdı. Foto muhabirlerinin getirdiği filmler yıkandıktan sonra kareler ekranda tek tek izlenirdi. Yüzlerce kare arasında titiz bir seçim yapılırdı. Maçlar genelde gündüz oynandığı için fikir jimnastiği yapma şansı fazlasıyla vardı. Ama günümüzde böyle mi! Maçların büyük bölümü artık gece oynanıyor dolayısıyla maç bitmeden sayfanın bitmesi gerekiyor. Saha içinden geçilen fotoğraflara şöyle bir bakan görsel yönetmen, 3-5 saniyede tüm fotoğrafları seçiyor.

 

Büyük takımları takip eden foto muhabirlerinin çalışması nasıl oluyor?

Eskiden her antrenman gazetecilere açık tutulurdu. Her muhabir ve foto muhabiri bu antrenmanları takip ederdi. Ama günümüzde böyle değil. Yasakçı zihniyet kulüplere de yansıdı. Takımlar artık antrenmanlarını 10-15 günde bir, 15 dakikalığına medyaya açıyorlar. Foto muhabirleri sahadan ayrıldıktan sonra gerçek antrenman başlıyor. Niye böyle? Sahada bir tatsızlık yaşanırsa medyaya yansımasın, diye. Meslektaşlarımızın her geçen gün işten çıkartılmalarının sebepleri arasında bu yasakçı zihniyet önemli bir etken, üretim azalınca istihdam da azalıyor.

 

Mesleki açıdan maçın sonuna mı geldik?

Bir zamanlar sadece Hürriyet Gazetesi Ankara spor servisinde 21 kişi çalışıyordu. O zamanlar istihdam açısından fazla bir sorun yoktu. Şimdi ise Hürriyet başta olmak üzere gazetelerin Ankara bürolarında sadece 1'er kişi var. Hatta bazı gazetelerde spor muhabiri bile yok. Çeşitli nedenlerden dolayı mesleğimiz inanılmaz kan kaybetti. Maçın sonu mu diye soruyorsun. Şöyle söyleyeyim; Uzatmaları oynuyoruz. Çalışan sayısı önümüzdeki yıllarda korkarım daha da azalacak. Yok denecek kadar az sayıya ineceğiz. Maalesef... Çünkü medyanın gücü ve etkisi çok azaldı, azaltıldı, spor medyasında ise durum daha felaket. Bırakın Ankara'yı, İstanbul'da bile spor muhabiri olmadan yayım yapan çok sayıda gazete var. Haberlerin ve fotoğrafların önemli bölümü internetten ya da ajanslardan temin ediliyor.

 

Azalan saygınlığın artması için neler yapılabilir?

Foto muhabiri arkadaşlarımızın bir bölümünde fotoğraf paylaşımı çok oluyor. Mesela, bir arkadaşımız gol fotoğrafı çekiyor, diğer arkadaşımız çekemiyor, ne oluyor! Çeken, çekemeyene veriyor. Tamam, bir arkadaşımızın son derece önemli işi olur, ya da hastadır, göreve gidemez, diğerine bir kare fotoğraf verir, verebilir. Bunu anlarım. Ama saha içindeki bir kare elden ele dolaşırsa, ertesi günü de çoğu gazetede aynı fotoğraf yayımlanırsa, işte o zaman durum değişir. Ancak, muhabirliğin ve yazarlığın her geçen gün etkisizleştiği günümüzde ben yine de foto muhabirliği mesleğinin her zaman ayakta duracağını düşünüyorum. En azından ümit ediyorum. Tüm foto muhabirleri sadece ve sadece gerçeği yansıtırlar. Tarihe ışık tutarlar. Tanıklık yaparlar. Belgeleri ortaya koyarlar. Bu bakımdan foto muhabirliği açısından ümidim hiç bir zaman bitmedi. Bitmez de... Yeter ki herkes işini en iyi şekilde yapabilsin.

 

 

Atilla Türker Kimdir

1961 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Kurtuluş İlkokulu, ortaokulu ve lisesinin ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünü bitirdi. Gençlerbirliği minik, genç ve profesyonel takımlarında forma giydi. 2 kez A genç milli oldu. Gazeteciliğe 1983 yılında Bulvar-Tercüman'da başladı. Ardından Milliyet, Star ve Hürriyet gazetelerinde çalışan Atilla Türker, 6 yıldır HaberTürk gazetesinde muhabir-yazar olarak görev yapıyor.

"Ah şu Futbolcular" adlı bir kitabı bulunan Türker, Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden olmak üzere 50'yi aşkın ödül kazandı. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından geçen yıl “Sportif Tanıtım Dalında Şeref Diploması” ödülüne layık görüldü.

.

ONLINE BAŞVURU

Kategori

Fotoğraf Alt Yazısı

Çalıştığı Kurum

Fotoğrafınızı yükleyiniz

*jpeg

ÜYE GİRİŞİ

E-mail

Parola

Şifremi Unuttum

ÜYE OLMAK İÇİN BİLGİLERİ DOLDURUNUZ

Ad

Soyad

Çalıştığı Kurum

Telefon

E-mail

Parola